MİTOLOJİ VE KÜLTÜRDE ÇİÇEKLERİN ŞAHI: GÜL

“Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine”

Sezai Karakoç

Şüphesiz baharı koklayan her toplumun hissettiği ortak kokudur gül. Yeşillenmiş bahçelerin nazik süsü, dikenlerle dolu yolların örtüsü, sevginin ve aşkın türküsüdür. Evrensel kültür dairesinde geniş çağrışım sahibi gül “taç yaprakları yalın ve katmerli olabilen bir çiçek” şeklinde tanımlanırken, aynı zamanda “ateş koru, kırmızı renk” anlamlarına da gelir. Taberî tarihinde Âdem ile Havva’nın üzerinde kuruyup yere dökülen cennet yapraklarının güzel kokulu bitkiler halinde bir uç vermesiyle doğduğu söylenen, kokusunu Hz. Muhammed’den alan bu nadide parçanın mitolojideki yerine gelin birlikte göz atalım.

GÜLÜN YARATILIŞ ÖYKÜSÜ

Yunan mitolojisine göre çiçek tanrıçası Chloris, ormanda gezerken bir perinin cansız bedenini ağaçlar arasında bulur. Bu periyi bir çiçeğe dönüştürür ve diğer tanrıların çiçeğe yeni özellikler vermelerini ister. Dionysos çiçeğe hediye olarak güzel kokmasını sağlayacak bir öz, Afrodit güzellik verir; rüzgâr tanrısı Zefhirus onun üzerinden bulutları uzaklaştırır ve güneş tanrısı Apollo ışıklarını onun için seferber ederek açmasını sağlar. Böylece tanrıların yarattığı gül çiçeklerin kraliçesi olarak kabul görür.

GÜL İLE BÜLBÜL EFSANESİ

Efsaneye göre gül oldukça güzel ve güzelliğinin de farkında olan beyaz renkli nadide bir çiçektir. Bülbül, gülün aşkıyla yanıp tutuşurken, gül, bülbüle karşı kayıtsız ve ilgisizdir. Gülün bu tavrına dayanamayan bülbül, bir gün kendini tutamayıp, derdini anlatmak için gülün narin gövdesine konar ve dikenler bülbülün yüreğine batar. Bülbül ölür ve kanı gülü kırmızıya boyar. O günden sonra güller hep kırmızı açar.

Başta Türk edebiyatında olmak üzere birçok kültürde gül ve bülbül motifleri bir arada kullanılmış ve bu hem yazılı hem görsel olarak eserlere yansımıştır. Divan şairlerimizden Necati Bey naatında şu dizelere yer verir:

“Var iken yüzün güle meyl etmez dil bülbüli

Arife bir gül yeter lazım degül tekrar gül”

(Senin yüzün varken gönül bülbülü gülle ilgilenmez

Anlayışı olana bir gül yeter başka gülün gereği yoktur)

BİBLOS DİYARINDA GÜL

Anlatıya göre, Suriye (Lübnan/Byblos) kralı Theias’ın karısı, kızları Smyrra’nın güzellik tanrıçası Afrodit’ten daha güzel olduğunu söyleyerek böbürlenir ve tanrıçanın öfkesini bu kızın üzerine çeker. Kızın yüreğine babasına karşı aşk tohumları eker. Bunu öğrenen kral Theias kızını öldürmek için peşine düşer ancak kızı kaçar ve tanrılara sığınır. Tanrılar onu ağaca çevirir. Bir zaman sonra ağacın kabuğu çatlar ve bir çocuk dünyaya gelir. Afrodit, güzelliğinden etkilendiği bu çocuğu gizlice yetiştirmesi için Persephone’ye emanet etse de Persephone de bu güzel çocuğa âşık olur ve geri vermek istemez. Adonis kendi isteğiyle Afrodit’in yanında kalmayı tercih eder. Sonrasında Artemis Adonis’e yabandomuzunu musallat eder. Adonis, bu domuz tarafından yaralandığında Afrodit, onun feryadını duyar ve Adonis’e doğru telaşla koşar. Bu sırada dikenler Afrodit’in ayaklarına batar ve ayakları kanamaya başlar. Ölen Adonis’in kanı Manisa lalesine dönüşürken Afrodit’in kanı da beyaz gülleri kırmızıya boyar. O günden itibaren de güller kırmızı açar.

Nurullah Genç de bir şiirinde Adonis mitine şöyle yaklaşır:

Ey bahar neden yine kıpkırmızı ellerin

Köklerine ölüm mü damlatıldı güllerin

Adonis’in Ölümü Tablosu

TERAZİDE GÜL

“Bin diken bir gül için sulanır” diyen Fuzuli belki de bizlere sahip olunan güzelliğin farkına vardığımızda aştığımız engellerin bir kıymeti harbiyesi olmadığını anlatmak istiyordu. Zira güzel olanın kendinden başkasıyla denk olamayacağını Nesimi’nin şu dizelerinden anlıyoruz:

“Gül alırlar gül satarlar

 Gülden terazi tutarlar

 Gülü gül ile tartarlar

 Çarşı pazar güldür gül”

İşte bu adalet terazisini anlamanın niteliğini şu atasözümüz açıklar: “Arif isen bir gül yeter kokmaya/ cahil isen gir bahçeye yıkmaya.” İyiyi ve doğruyu bulmak için bir küçük sebep yeterlidir manasında kullanılan atasözü gül kokusu üzerine bizleri de düşündürmeli diye umuyorum.

Gül kokusunun üzüntü giderici ve kuvvet verici etkisi olduğu araştırılmış, buna ek olarak nöronlar arası bağlantıyı güçlendirdiği ve özellikle hafıza geliştirici etkisi olduğu saptanmıştır. Nitekim cilt problemleri tedavisinde ana maddeler arasına gül mayası eklenmiş, geleneksel tedavi yöntemlerinden tutun da kozmetiğe kadar geniş alanlara hitap etmiştir.

Dünden bugüne ve yarınlara uzanan gülün hikayesine birlikte şahitlik edelim istedim. Hz. Muhammed’in yüzünü temsil eden, Hz. İbrahim’in atıldığı ateşi güzelleştiren, Fatih Sultan Mehmet’in koklayarak saygısını resmettirdiği gülün ömrü biliyoruz ki yaşattıklarıyla sonsuzluğa uzanmakta. Gönül erlerinin akşamından bu yazımın sonuna geliyorum. Unutmamalı:

            “Ya aşk içinde harap ol ya şevk içinde, gönül

             Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül.”

Yahya Kemal Beyatlı

KAYNAKÇA

ALSANCAK, Z, “Türk Kültüründe Gülün Simgesel Anlamları”, Türkiyat Araştırmaları Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2017.

ÇETİNDAŞ, D, “Mitolojinin Güçlü Dalı:  Gül” Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2013/1.

OSMANOĞLU, N, “Koku İlmi”, İstanbul, 2020

İnternet sitesi https://mubatblog.online
Yazı oluşturuldu 180

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

English EN Français FR Español ES Türkçe TR
%d blogcu bunu beğendi: