SOSYAL MEDYA MUTLULUĞU!

Bu defa yazımda uzun uzun anlatımlar yapmak istemiyorum sadece sizinle bi sosyal medya paylaşımın bende yarattığı anlık farkındalık hissini paylaşmak istiyorum.Hangi içerik üreticisine ait bir paylaşım olduğunu daha sonra söyleyeceğim çünkü tanıyanlar, sevenler ya da sevmeyenler olabilir ve yazıyı önyargıyla okumalarını istemem. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir içerik ile karşılaştım. Davranışlarımızın bize kendimizi iyi hissettirme sebebi hakkındaydı. Kısaca şöyle diyordu: Bulunduğumuz bir davranışı yapma sebebimiz onu sevdiğimiz için iyi hissettirmesi mi yoksa o davranışın bağdaştığını düşündüğümüz diğer olgular mı? Kendisi paylaşımında şunu örnek veriyordu: Mesela sabahları kahve içmek ile tahin-pekmez yemek sizin için aynı derecede havalı bir hareket mi? Sabahları kahveyi kokusunu, tadını sevdiğiniz için mi içiyorsunuz yoksa sabahları kahve içmek sizin için havalı olgularla mı eşleşiyor? Bu içerik Bilge Çavuş’a ait bi reels videosuydu ve benim bu konu hakkında yazmak istememi sağladı.

Bahsettiğim içerikte küçük bi örnek ve ufak bi kısımdan bahsedilmiş ancak ben bunun sosyal medya ve bunun bize yansıması hakkında biraz yazmak istiyorum. Hatta bu konudan karantina dönemi özelinde konuşmak istiyorum. Karantina döneminde sosyal medyada sürekli gününü verimli geçiren hatta her gününü verimli geçiren düzenli olarak spor yapan, yoga yapan, meditasyon yapan, ders çalışan, sağlıklı beslenen, sürekli modu yüksek insanların sosyal medya paylaşımlarını gördük. İlk başlarda herkes bu süreci kendince iyi geçirmeye çalışıyordu ama gün geçtikçe aylar geçtikçe durum ekranın ardından onları izleyenler için bence mental olarak yorucu bi hal aldı. Bunu yaptıklarının kötü olduğunu düşündüğüm için söylemiyorum. Onlar için ne mutlu ancak bu kadar filtreli mutluluk paylaşmak ekranın ardındakileri bi süre sonra psikolojik yorgunluğa sürükledi. Sanki her gün çok iyi olmak zorundayız gibi hissettik. Her gün çok iyi görünmeli, çok sağlıklı beslenmeli, çok verimli geçirmeli, modumuz hep yüksek olmalı… Oysa zor bi günün sonunda battaniyemizin altında en sevdiğimiz diziyi izlemek bile yeterli olurdu ama öyle düşünmedik. Bununla yetinemeyiz dedik. Eğer bütün bu kriterleri sağlamıyorsak günümüz iyi geçmiyor demekti ve iyi geçmeyen bi günde mutlu hissedemezdik.

Mutlu hissetmek için bütün bunları sağlamaya ihtiyacımız varmış gibi davranmamıza sebep olan bu algıdan kurtulmalıyız. O gün keyfimiz yerinde olmayabilir ve bu gayet normaldir. Bu bizi kötü ya da yetersiz yapmaz. Eğer o gün sadece battaniyenin altında en sevdiğim diziyi izlemek istiyorsam bunu yapabilirim ve bu beni mutlu edebilir. O öğlen avokado tost yerine bi tatlı kaçamağı yapabilirim ve bu beni mutlu edebilir. Zaten bu kocaman pandeminin ortasında mental ve fiziksel olarak bu kadar yoruluyorken sadece sağlıklı olduğumuz için mutlu olabiliriz. Her günümüzü bu ‘belirlenen’ iyi ve mutlu kriterlere uymaya çalışarak geçirmek zorunda değiliz. Herkesin şartları, günleri ve mutluluk anlayışı farklıdır. Kendi mutluluk algımızı başkalarınınkiyle yarıştırmamalıyız.

Yeni normal hayatımıza dönerken bu ‘herkesin hayatı verimli ve mutlu geçiyor benimki de onlar gibi olsun’ algısını peşimizde sürüklemeyelim. Kendi mutluluk anlayışımızı kendimiz yaşayalım ve bunu diğer insanlarınkiyle kıyaslamayalım.

Yazar: Ayşe Nihal Altundal

İnternet sitesi https://mubatblog.online
Yazı oluşturuldu 180

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

English EN Français FR Español ES Türkçe TR
%d blogcu bunu beğendi: